Kıskandığım tek şey ve bunun üzerine..
27 December 2009
Merhaba.. Kıskançlık yüzünden insanların hayatlarından vazgeçme noktasına kadar geldiğini gördüm. Hatta bu yüzden birçok kuru gürültünün çıktığına şahit oldum. Bunun üzerine bu kavram hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Peki, nedir şu kıskançlık?
Türk Dil Kurumu "Kıskançlık" kelimesini şöyle tanımlıyor: "Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk."
İnsanların birbirlierine neden bu kadar özenip, başkaları gibi olmaya çalıştığını yıllardır anlamaya çalışıyorum. Bunun yanıtını halâ bulabilmiş değilim. Maddi ya da manevi ne kıskanılabilir ki? Çalışınca maddi birikiminiz, okuyunca ya da kişisel gelişiminize önem verince de iyi bir konumunuz olabilir. Hayatta tek birşeyi kıskandığımı açıkça söyleyebilirim. Peki nedir?, kıskandığım tek şey üst düzey yöneticiler, CEO’lar, CFO’lar.. Sakın yanlış anlaşılmasın, onların hayatlarını değil, sadece bilgilerini kıskandım. İşte kişisel gelişim diye sürekli ağzımdan düşürmediğim kelimenin anlamı da tam burda önem kazanıyor. Ne kadar maddi varlığınız olursa olsun kaptan köşküne oturmanın tek bir şartı var, üst düzey bilgiyle donanmış olmak.
Yaşamınız boyunca bilgili olmanız dileğiyle..
Birşey daha öğrendim: Ben hep iyiyim..
8 August 2009
Alarko’da yaz stajı için bulunuyorum. Bu tip stajlar kişiye çok fazla birşey öğretmiyormuş gibi gözükse de biz farkına varmadan hayata dair ciddi tecrübeler kazandırıyor aslında. Rahmetli Üzeyir GARİH’in anılarını paylaşan kişilerin ağzından bir kitap okuyorum. Üzeyir Bey’e mutsuz anlarında bile, “nasılsınız?” diye sorulduğunda “Ben hep iyiyim” demeyi başarabildiğini öğrendim. Sadece bunu öğrenebilmek ve hayatta uygulayabilmek bile benim açımdan inanılmaz bir tecrübe olsa gerek.
Üzeyir Bey’in başka bir özelliği ise Türk insanına ve Türk gençlerine olan güveni. Bu doğrultuda yaşamda karşılaştığı tüm zorlukları gençlere rehber niteliğinde sunan, bu tecrübelerini kitaplaştıran bir işadamı. Bu doğrultuda çevresinden gelen eleştirilere de maruz kalmış. Hayatta yaşadığınız herşeyi paylaşmasanız daha iyi olur diye eleştiriler de almış. Ama Üzeyir Bey bunların hiçbirini önemsememiş ve “Deneyimlerim” adlı eserlerini peş peşe yayınlamış. Bu eserleri kısa zamanda edinip, okuma fırsatı bulacağımı ben de özellikle belirtmek istiyorum. İnternet yoluyla satılmayan bazı eserleri Alarko Ortaköy’den temin edilebilir.
Mutlu ve sağlıklı bir yaşam dileğiyle..
Harika TSM parçası..
22 March 2009
Merhabalar. Şimdiye kadar Türk Sanat Müziğinde birçok eser dinleme imkânım oldu. Ama bu parça diğerlerinden kesinlikle çok farklı. Mutlaka dinlenmeli.. http://www.youtube.com/watch?v=dLkhq0UPD2o adresinden girildiğinde "Bak yine geçti bahar" adlı eser. (Videodaki en son eser)
Sözleri
Bak yine geçti bahar
Gül neylesin neylesin
Gelmeyince nazlı yar
Yol neylesin neylesin
Gönlümdeki arzuyu
Dinmeyen bu sızıyı
Tanrı yazmış yazıyı
Kul neylesin neylesin
Ağaç bakar göklere
Bulutlar hasret yere
Güneş yakmış bir kere
Çöl neylesin neylesin
Tekrar görüşmek dileyiğle..
Sevgi: bir demet çiçeğin ötesine geçmek
8 February 2009
Bir önceki yazımda sizlere nostalji aşk hikayelerinden bahsetme olanağı bulmuştum. Yazımı yayına verdikten sonra biraz daha araştırma yapma fırsatım oldu. Türk Sanat Müziğinde aşk ve sevgi üzerine onlarca eser bestelenmiş. Bunlardan bir kısmını da dinleme imkânı buldum. Zaten bir bölümü de günümüzde bilinen şarkılar. Bestelendiği tarih olarak epeyce bir zaman öncesine gitme fırsatım oldu.
Aslında atalarımız aşk denildiğinde, kişinin sevdiği uğruna herşeyi göze aldığını bize net biçimde göstermişler. Birkaç şarkı dinleyerek yada bir, iki yazı okuyarak bu kanıya nasıl vardın? diyeceksiniz. Bu sorunun cevabı gerçekten çok kolay. Biraz hissetmek yeterli bence. Örneğin, Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbulun adlı eserde, seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinden deniyor. Açıkçası bu hissi yakalamadan bu eseri oluşturmak bana göre çok zor. Kişi o aşk ya da sevgiyi yakalayabilmeli ki, güftesini ortaya çıkarabilsin. Sözün kısası, bay ya da bayan farketmiyor, bizler birbirimizi gerçekte çok seviyoruz. Her ne kadar birbirimize darılsak da..
Taklit mi, takip mi? Yoksa başka birşey mi?
16 January 2009
Hayatta bazı kişiler vardır, çok profesyonel düşünür ve yaşamlarında da kusursuz olarak başarılı olmuşlardır. Tüm işlerini tamamıyla özgüven içerisinde sorunsuzca tamamlamak isterler. Zaten birçok insanın yapmak istediği de bu değil midir? Ben de elimden geldiğince böyle davranmaya, taklit ya da takip değil de yeni bir yol, yeni bir çizgi oluşturmaya hep geyret ediyorum. Beni bu yazıyı yazmaya iten en önemli faktör, birçok kişinin özgün birşey yapmak yerine, yapılmış bir projeyi ya da bir işi taklit etmesi oldu.
Güzel projeler kesinlikle taklit edilir, bu işin doğasında olan birşeydir. Yalnız, taklit bile yapılacaksa yapılmış olan o projeye somut fikirlerin de mutlaka katılması gerekir. Hayatta takip edilen, ulaşılmak istenen birçok kişi var. Biraz düşünelim, bu insanlar nasıl başarılı oldu? Bu soruyu bir kez daha soralım kendimize.. Ben cevap vereyim. O insanlar koendi yollarını çizdi, başkalarının yolundan gitmediler. Başarılı kişileri örnek alabiliriz, ama aynı yoldan gitmek bizi başarıya ulaştırmaz. Mutlu bir gelecek dileğiyle.