Hakedilmeyen başarının sonuçları
1 September 2009
Merhaba. Uzun zamandır sizlerle yazılarımı paylaşamıyordum. Yaz stajı için bulunduğum Alarko Holding’de, öğrenmeye ve kişisel gelişime daha fazla vakit ayırdım. Üzeyir GARİH kitaplığından bir takım kitapları şu sıralar takip ediyorum. Daha önceden de belirttiğim gibi, "Deneyimlerim" serisini tüm yönetici adaylarının okuması gerekir diye düşünüyorum.
Bu yazımın konusu "Hakedilmeyen başarının sonuçları" olacak. Şirketler iş hayatında neleri başarıp / başaramayacaklarını çok bilir. Buna göre şirketin kurumsal yapısını belirler ve yine buna göre çok iyi profesyonel yöneticiler seçer. Kısacası çok ciddi maddi birikimlerini bu konuda harcarlar. Niçin? Rekabetçi piyasa şartlarında daha güçlü olmak ve önceden karar almak için.
Günümüzde bazı şirketler bu söylenenleri yapmadan da başarıyı yakalayabiliyor. Bunun nasıl olduğu sorusunu bana sorsaydınız, ben bunun tamamen şans eseri olduğunu söylerdim. Profesyonel yönetici bulundurmayan, fakat bir şekilde ciddi sayılabilecek şirket pozisyonuna gelmiş kurumlar diğerlerine göre (profesyonel kadrolarla yönetilenlere göre) çok yavaş karar alır ve başarıları da tamamen şans eseri olur. Profesyonel yönetici için ek masraf ödemek istemeyen şirketlere geçmişten güzel bir söz hediye etmek istiyorum. "Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak."
Peki, şirket hakedilmeyen bir başarıyı kazandı. Sonuçta ne olacak? Şöyle bir gerçek var ki; Ciddi bir başarı elde edilebilir. Bu, şirketin inanılmaz derecede büyümesini beraberinde getirecek, bir süre sonra da bu şirketin tarihe mâl olmasını hepbirlikte izlemiş olacağız. Bu kadar emin konuşmamın sebebi ise, yaşanmış örneklerinin sayılamaycak derecede çok olmasıdır. Hakedilmeyen başarı şirketleri inanılmaz ölçüde şımartır ve deyim yerindeyse zıvanadan çıkartır. Bu, kişilerde bile böyledir. Hak etmediği başarıyı yakalayan kişi, kendini ulaşılamayacak noktada zanneder. Gerçekleri gördüğünde ise çok geç kalmış olabilir.
Tekrar görüşmek üzere, hayatınızda başarılar dilerim.
Doğru strateji şirket kurtarır!
14 March 2009
Şirket yönetiminde, şirket yöneticisinin liderlik vasıfları ne kadar önemliyse, şirketin doğru strateji belirlemesi de aynı oranda önemlidir. Dünya şirketi olabilmenin yolu da bu düşünceden geçmektedir. Doğru stratejiler geliştirmek için şirketin o anki durumuna bakılmalı, bunun yanında müthiş bir öngörü ile şirketin gelecek planları tespit edilmelidir.
Günümüz Türkiyesinde bunları yapan pek çok şirket var aslında, yalnız birşey eksik yapılıyor. Bu eksik şu; hayalgücü! Bu hayalgücü de nedir denilebilir. Bana göre şirket yöneticileri ya da şirket stratejilerini belirleyenler gelecekte dünya piyasalarındaki yerlerini hayal etmiyorlar. Bu başarılabilse, bana göre şirketler gerçek hayatta daha başarılı olacak ve gelecek vizyonlarını daha rahat belirleyebilecek.
Doğru strateji şirket kurtarır. Şirketin kârlılık oranı maksimum düzeydeyken stratejilerin önemi varken, kârlılık oranlarının düşük olduğu zamanlarda bu önem daha da artacaktır. Şayet, stratejimizi hayalgücü ile belirlememişsek şirketimize elveda diyebiliriz. Zor durumlar için çok hayalgücü, inanılması büyük bir risk demektir. Risk almadan ciddi başarılara ulaşmak zor olsa gerek.
Yönetim becerisi, yönetmeyi bilmek
18 January 2009
Günümüzde şirket, dernek ya da kısacası bir işi yönetmek ciddi olarak yönetim becerisi ve duygusal zeka gerektiriyor. Durduk yere bu da nereden çıktı diye düşünenler mutlaka olacaktır. Kişinin bir konuda üst düzey bilgili olması günümüzde tek başana geçerli olmuyor artık. İyi bir yönetici adayının mutlaka yönetim becerisine sahip olması şart. Bu tip özelliklere bazı kişiler doğuştan sahip olabildiğii gibi, kimileri de sonradan çok çaba sarfederek bu yeteneklere sahip olabiliyor.
Yönetim becerisine sahip lider kişiler, iş türü ne olursa olsun mutlaka başarıya ulaşır. Tabiki iş türü hakkında bilgi ve deneyimler de kendilerine rehber olur, yolunu açar. Deyinmek istedğim ana nokta şu: Bir konuda üst düzey bilgili olunabilir, fakat yönetim becerisine sahip olunamıyorsa o bilgilerin hiçbir geçerliliği olmayacaktır. Çok ciddi eğitim almış kişilerin kitaplarına bakıyoruz. Bu kişilerden bazıları iki cümleyi biraraya getirmekte bile zorlanıyor. Kişi sadece eğitim almakla yetinirse başarıyı yakalamakta bir hayli geçikmiş olur. Kişi eğitimine önem verirken, dünyadaki güncel olaylar ve genel anlamda yaşamla ilgili bilgileri de aynı oranda önemsemelidir.
Örneğin, işletme eğitimi aldığımızı düşünelim. İşletme ile ilgili bilgilerimizi artırırken felsefe, sosyoloji ve edebiyatla da içli dışlı olmalı, her türlü konuda kişi kendi bilgisini artırmalıdır. Yönetici ya da aydın bir kişi olmanın yolu da bu tip konularda bilgi sahibi olmaktan geçiyor.
Normalleşmeye doğru
10 November 2008
Global kriz yavaş yavaş duruluyor gibi gözüküyor. Dünya bu krizin etkilerini bir süre daha hissedecek. Krizin merkezi ABD ve Avrupa’da küçülen ekonominin toparlanması belirli bir süre alacak. Türkiyenin bu durumu değerlendirmesi gerekir. Peki ne yapmalı? Başbakan 2003-2004 yıllarında çok fazla yurtdışı gezisi yapmış, işadamlarını da beraberinde sürekli götürmüştü. Bu seyahatler hala devam ediyor ama bu ortamda biraz daha fazla yurtdışı gezisi yapmak lazım. Çünkü kriz sonrası bu süreçte yurtdışında inanılmaz fırsatlar çıkıyor, çıkacak.
Lütfen hatırlayın; 2001 krizinde Türkiyede, elinde nakit bulunduran şirketler biraz da risk alarak çok ciddi alımlar yapmışlar ve kârlarını artırmışlardı. Bu durum şimdi dünyada yaşanıyor. Ülkemiz işadamlarının bu süreçte, yurtdışı ile biraz daha fazla ilgilenmesi gerek.
Kriz derinleşiyor mu?
20 October 2008
Çok değil, sadece birkaç ay öncesine bakalım ve bugüne dönelim. Önce çabucak helledilebilecek bir nakit sorunu denildi. Piyasalara müdehale edildi, çözüm olmadı. Büyük yatırım bankaları likidite problemi yaşıyor denildi. Birçok bankaya mali yardım yapıldı, çözüm olmadı. Daha sonra nakit sıkıntısı yaşanıyor, bankalar kredi vermekte zorlanıyor denildi. Ve o yardımlar da piyasaları tam rahatlatamadı.
Durumdan anlaşılıyor ki, bu küresel resesyon o kadar basit atlatılabilecek bir olay değil. Piyasalara likidite verildiği gün borsada havalar çok iyi, ama daha sonraki günlerde ise yine bir endişe ve gergin bir bekleyiş havası oluşuyor. Bunun asıl nedeni ise, bana göre krizin beklenenden daha büyük çapta olması. Tabiki piyasalara tüm bilgiler hükümetlerce tamamen aktarılmıyor. Piyasalar da bundan dolayı aşağı yönlü seyrediyor.
Aslında tüm batan fonlar ve krizin ne ölçüde derin olup/olmadığını tüm hükümetler açıklamalı. Doğru veya yanlış; kesin yada değil, hükümetler net ve ortak bir tavır sergilemeli, piyasarı buna inandırmalılar. Durumu aşmanın iyi bir yolu bu; İNANDIRMAK!
Kriz demek, gerçekte sonsuz fırsat demek
11 October 2008
Kriz kelimesinin ekonomi sözlüğündeki anlamı çöküş demek. Peki birçok sektörde çöküş sürerken ya da en büyük şirketler çökerken biz nasıl çıkacağız? Aslında cin bir fikir bu. İktisat profesörleri ve şirketlerin tepe yöneticilerine göre şu sıralar çok büyük yatırımlara girilmemeli. Fakat bana göre dünyanın çeşitli bölgelerinde her zaman fırsatlar var!
Fırsat demişken, aslında iyi bir yönetici (CEO) zamanının bir bölümünü, özellikle bu fırsat sözcüğüne ayırmalı. Dünyanın gelişen ülkelerinde hala birçok fırsat bulunuyor. Hüsnü Özyeğin bir röportajında Hindistan, Çin ve Ukrayna gibi ülkelerde çok ciddi fırsatların bulunduğunu ve şimdiden yatırım yapanların kalıcı olacağını söylüyordu. İşte tam da bu noktada anlaşılıyor ki; Kriz demek, gerçekte sonsuz fırsat demek.